Açık Radyo Ansiklopedisi’ne Victor Ananias katkısı

1-      Ekolojik Tarım
2-      Ekolojik Tarım Turizmi
3-      Ekolojik Yaşam
4-      Ekolojik Mimari
5-      Arpa

Ekolojik (Organik, Biyolojik) Tarım
İnsanoğlu önce meyve topladı, çiçek, yaprak, tohum belki de biraz böcek kurt vs ile beslendi. Sonra köklere de dadandı, ardından aletler yaptı, avlanmaya başladı, av eti tüketti. Ardından tarım yapmaya, yiyeceği bitkileri çoğaltmaya başladı, üremelerine destek oldu, hayvanları evcilleştirip daha çok faydalanacağı, daha çok yiyeceği şekilde üretmeye başladı. Önce bu işleri bölgesel üretip tüketti sonra başka bir bölge insanı için kıymetli olan ürünlerden daha fazla üretip götürüp değiş tokuş, ticaret yapmaya başladı. Baharat-ipek yolu bunun en güzel eski örneklerinden.

Yakın çağlara doğru gelirken bazı coğrafyalarda yaşayan insan topluluklarının bazı bireylerinin  iştahı arttı, takas yaparken “kâr” adı altında yeni bir kavram geliştirdi, eşit bir alışverişi hedefleyen takasın tam tersine “kendi payını sürekli sınırsız olarak artırma isteği” üzerine kurulu bu sistem hızla gıda üretimini artırdı, bu işin endüstriyel hale gelmesine kadar getirdi olayı. Yani bir tahıl doğal hali ile öğütülüp kolayca tüketilebilecek ve maliyeti bu şekilde çok daha az ve herkesçe karşılanabilir olacakken bu tahılı herkesin yapamayacağı beyaz, daha uzun dayanıklı, daha az alanda daha çok miktarda yetişebilen hale getirdik. Dürüstlük ile “kârlılık” da örtüşmediği için kendimizi kandırıp tüm bu şeytani iştah ile yaptıklarımızı “ihtiyaç” olarak tanımlamanın yollarını bulduk. Eski günlerde bir toprak ağası üretimi halkını daha iyi besleyebilmek için yaptığını söyleyip çalışanlarını ezerken bugün de genetik bilimini “kâr”ı artıracak işler için tekellerine almaya çalışan yapılar amaçlarını “dünyanın aç insanlarını doyurmak” olduğunu söylüyor.

Her çağda da yanılgıyı fark edip, doğanın, yaratılışın, adaletin, dürüstlüğün arayışına giren insanlar yeni bir isimle de olsa doğa ile uyumlu üretim, tüketim modelleri geliştirdiler. Hep başarılı oldular, şu anda dünyada yaşamın devam ediyor olması bu insanların vermiş olduğu emek sayesinde, onların oluşturduğu yaşam kültürünün bize ulaşabilmiş parçaları. Tahılların, meyvelerin doğru yollarla yetiştirilmesi sayesinde çoğaldılar, sınırsız iştahımızı olmasa da tüm insanlığı doyurabilecek hale geldiler.

Dürüstlüğün iyice “kar” dan köşe bucak kaçtığı son yüzyılda en çok bozan, talan eden toplumlar ayıplarını örtmek, bir nebze geri adım atmak, doğa dostu, sağlıklı üretime geri dönebilmek için ekolojik (biyolojik-organik) tarımı geliştirdiler. İnsanlar arası adalet, yoksulluk, haklar konusunda her zaman çok fazla etkili  olamayabilse de insanın doğa ile hukukunu tarımsal üretimde oldukça detaylı ve dinamik bir sistemde tanımlayan bu üretim şekli idealist toplum öncüleri tarafından geliştirildi sonrasında bir kısım idealist ve bir de “kâr” amacı güden ve idealizm  ölçüleri farklı olan kişilerce yaygınlaştırıldı.

Bugün de ekolojik tarım birkaç değişik şekilde yaygınlaşıyor; ekonomik olarak çok gelişmiş ülkeler üretim ve tüketimlerini hızla bu yönteme çevirirken bunu bedelin bir kısmını da başka coğrafyalara yükleyerek gerçekleştiriyorlar. Bütün dünyaya konvansiyonel (sadece kara odaklı) ürün ve yöntem-girdi pazarlarken kendilerine bütün dünyadan belirlenen standartlarda “ekolojik” ürün alıyorlar. Orta ve az gelişmiş ekonomiye sahip ülkelerde ise ekolojik üretim idealist insan ve grupların inisiyatifine kalmış durumda.

Türkiye’de de ekolojik üretim yirmi yılı aşkın süre önce zengin ülkelerin talebi ile başladı. Uzun süre biz atalarımızın tohumlarını, yöntemlerini, tatlarını ve kültürlerini kaybeder ve ben dedemi beşiklerde sallar iken ülkemizde ekolojik tarımdan doğa, çiçek böcek faydalandı ama bizim mutfaklarımıza giremedi ürünleri. Yönetmeliği çıktı, çiftçiler denetlendi, kayısılar, incirler, üzümler kurutulup gönderildi Avrupalara ama biz yiyemedik. Ta ki Türkiye’de de “kâr” odaklı olmayan ekolojik hareket güçlenip Buğday Derneği gibi bir sivil örgüt işi ciddi şekilde ele alana kadar. Odak oluştuktan sonra hızla ülkemizde kanun yapıldı işin devlette, sivil, ticari öncü yapıları kuruldu, iç pazar, yerli tüketici hesaba katılarak çeşitli alışveriş yöntemleri geliştirildi, şu anda da “kâr”cılar ile idealistlerin dahi ortaklık ettiği bir düzende hızla gelişiyor ve toplumun “bireyleri” ne kadar sahip çıkarsa o kadar umut kapısı olarak gelişmeye devam edecek. Çünkü ülkemizde iyi tat, sağlık, temiz su, temiz toprak arayışı var, tüketici hızla tercihlerini ekonomik olarak başa çıkabildiği ölçülerde ve imkanlar genişledikçe bu yönde kullanmaya yöneltiyor. Kırsaldaki küçük üreticiler ise (Türkiye nüfusunun yaklaşık %30’u) değişen koşullarda ayakta kalma, geçinebilme umudu olarak ellerindeki imkanlarla büyük bir yatırım yapmadan, sadece örgütlenerek ve çalışarak yaşamlarını (fazla “kâr” olmasa dahi) idame ettirebilme fırsatını yakalayabiliyor bu işi yaparak. Ekolojik tarım Türkiyenin ve benzer bir çok ülkenin geleceğinin alternatifsiz “yaşam sigortası”, “KÂR” altında kalmazsa…

Ekolojik Tarım Turizmi
Ekolojik turizm kavramı bir süredir dinlenme, eğlenme aracı olarak doğal alanlar ve doğa öğelerinin kullanıldığı yöntemleri tanımlamak için kullanılıyor. Birçok uygulamasında da zannedildiğinin tersine doğaya, yöre insanının yaşamına, sorumlu bir kültür oluşturulmasına katkı vermediği gibi geri dönüşü olmayan zararlar da verebiliyor.

Ekolojik Tarım turizminde ise durum farklı, yapılan işi; “kırsalda yaşayan insana destek olma, şehir insanını doğada üretim yapan kişilerle ve yaşamları ile buluşturma, doğa korumaya destek olmayı” güvence altına alan çok daha net tanımlamalar bulunuyor. Bu sistemde ana koşul ziyaretçi kabul edecek ev sahiplerinin tümünün ekolojik tarım yapıyor olması gerekliliği. Sonuçta belli rehberler, duyurumlar vasıtası ile çiftçi aile, üretimleri, yaşam ve misafir ağırlama koşullarını öğrenip karar veren kişiler bu çiftliklerde kendilerine ayrılmış mekanda kalıyor, mümkün mertebe yerel ürünlerden hazırlanmış geleneksel yemekler yiyiyor, onun dışında gönlünce bir tatil geçiriyor. Bunun karşılığında da ziyaretçi dostluğunu paylaşıyor,  bir bedelden öte çiftçi ailenin yaşamlarına katkı olacak bir miktar para ödüyor.

Bu hali ile adil ve insancıl bir iş olan ekolojik tarım turizmi birçok ülkede sivil toplum örgütleri tarafından destekleniyor ve kontrol ediliyor. Bu konudaki uluslararası çatı örgütlerden biri ECEAT, www.eceat.org. Türkiye’de bu işin ilk örgütlü altyapısı 2003 senesinde Buğday Derneği tarafından kuruldu, halen işlemekte olan sistemin kısa adı TaTuTa (Ekolojik Tarım Turizmi ve Bilgi, Tecrübe Takası) www.tatuta.org. TaTuTa’da iki tür ziyaretçi gidebiliyor çeşitli bölgelerdeki ekolojik çiftliklere, birisi yukarıda tanımlanmış olan, tatili karşılığında para veren ziyaretçiler, diğeri ise konaklama ve yemekler karşılığında çiftliğin belirlediği koşullarda çalışanlar. İkinci grubun dünyadaki sivil ağı WWOOF (Willing Workers On Organic Farms-Ekolojik Çiftliklerde Gönüllü Çalışanlar) www.wwoof.org rehberleri ve web siteleri sayesinde gençler, birçok gönüllü kendi ülkesinde ya da başka bir ülkedeki bir çiftlikte yaşama, öğrenme, deneyimleme, paylaşma imkânı buluyor, hem de takas usulü ile.

Ekolojik Tarım Turizminin tek zayıf tarafı yapılan işin ideal temellerine karşı sorumluluk duymayan ziyaretçi ya da ev sahiplerinin sisteme girmesinin tam anlamı ile kontrol edilememesi. Arz ve talep arttıkça işin kontrolü daha zor ve yüksek maliyetli hale geliyor. Ticari bir iş olarak çok yaşama şansı olan bir sistem değil, bir çok nahifliği var ve sunanların da alanların da özverisini sık sık isteyen bir sistem. Hele organizasyonu yapan, tarafları buluşturan sivil örgütün çok büyük bir özveri ve gönüllülüğe, yeteneğe sahip olması gerekiyor bu sistemin yürüyebilmesi için.

Ekolojik Yaşam
Ekolojik yaşam zıttı olan bir tanım değildir, bütün yaşamlar ekolojiktir. Bir yaşamın var olabilmesi için diğer döngüler ile ilişkilenmiş sürekli değişen dinamik bir yapısı olması gerekir. Bu durumda da ekolojiktir. Buna göre nükleer enerji de ekolojiktir, savaş da, kölelik düzeni de. Bunların da tümü dönüşür ve olması gereken yere gelir.

Çağımızda biz, sürdürmek istediğimiz yaşama uygun öğeler ve bunların bütününe ekolojik yaşam adını veriyoruz. Halbuki yaşam bizli de bizsiz de ekolojik ve dönüşerek devam ediyor.

Şüphesiz ki insanoğlunun içinde yaşamayı sürdürmek istediği “ekolojik yaşam” için en azından temiz su, hava, toprak ve biyolojik çeşitliliğin varlığına, iklimler, gece gündüz gibi döngülere, ay uydusuna ve bunun gibi bir çok ekolojik varlığa ihtiyacımız var. Şu anda bunu anlamıyor gibi görünüyoruz ve çok “ekolojik” bir sonuca doğru gidiyoruz hep birlikte. Hangi ekolojiyi besliyorsanız yaşamınız da o denli ekolojik olur.

Ekolojik Mimari
Kısaca barınak, yol, köprü gibi yapı ve mekanların doğa kanunları ve varolan doğal koşullar ile planlanması ve inşa edilmesi, ortak kabul görmüş standartları olmasa dahi ekolojik mimari olarak adlandırılıyor. Ülkemizdeki yerel ekolojk mimari örnekleri olarak keçi kılı yörük çadırını, kerpiç, taş-toprak, ahşap, yapılardan bazı geleneksel örnekleri gösterebiliriz. Bunların ekolojikliği; doğru yerde doğru kişiler tarafından doğru malzeme ve teknikle, doğru zamanda ve doğru şekilde yapılması ve kullanılması ile ölçülür.

Yukarıdaki şıklardan bazıları ya da biri dahi eksik olursa ekolojik olmadığı gibi yapımız doğaya, yapanlara, yaşayanlara daha çok zarar verebilir ve beklenen işlevi görmeyebilir. Örneğin Ege ve Akdeniz bölgelerimizde çokça gördüğümüz bir taş yapı çatı sistemi olan kargı, okaliptüs-mersin-zakkum yaprağı, erişte (deniz yosunu) aktoprak ve geren toprağı sandviçi doğru uygulamasında mükemmel sonuç verir, yazın serin, kışın sıcak tutar, evi yıllarca güzel kokutur, zararlı haşaratın gelmesini engeller, yapımı ve kullanımında ekolojik ayak izi çok küçük olurken uygulamadaki çok küçük bir hatanın bedeli büyük olabilir. Örneğin yosunlardan bir tanesi dik kalır da üst katman toprağın içinden yukarı uzanırsa bu yoğun bir yağmurda binamızı sle almasına sebep olabilir ya da evin ısıtma sistemi içeriyi kurutan bir yöntem olursa damımız bir süre sonra içinde fazla kuruyan malzemelerin dengeyi bozması ile işlevini yitirebilir.

Ekolojik mimaride “bilgi” yeterli değildir, bilgelik ve yüksek farkındalık gerekir. Mimarlık eğitimi ya da standart bir çerçeve eğitim almış kişilerin bu konuda eser vermelerine eğitimleri yeterli olmaz. Bir ekolojik mimar yaşamı kendi döngülerinin penceresinden izleyebiliyor olmalı. Ekolojik mimari dinamiktir, planlanan, yolda bir çok değişikliğe uğrayabilir hedef güncellenirken. Hatta ekolojik mimari bir proje hiç bitmez, yapılış mantığı belirlenmiş hedefe ulaşmak şeklinde doğrusal değil, yaşamın kendisi gibi döngüseldir. İklim değişir, kullanıcısının yaşamı değişir yapı da değişir.

Günümüzde ısı yalıtımı iyi yapılmış herhangi bir binaya dahi ekolojik mimari ürünü olarak bakılabiliyor, kanmayın! Eğer gerçek bir ekolojik yapı sahibi olmak istiyorsanız kendinizi inşa etmekten başlayın, mimarınız olun, harikalar yaratın ve sorumlulukları ile yaşayın onlarla.

Arpa
Arpa yaşadığımız coğrafyada yüzyıllar boyunca insanın temel gıdası olmuşken özellikle son bir asırdır tahtını Buğday’a kaptırmış durumda. İnsanın sindirim sistemine, metabolizmasına çok daha uygun, çok daha besleyici ve bir çok tahıldan daha kolay, suya çok az gereksinim duyarak yetişen arpanın neden mutfağımızdan çıktığına dair kesin bir bilgiye bu güne kadar rastlamadım. Ama biliyoruz ki sindirim sistemi bize çok benzeyen ve birçok özelliği (dayanıklılık, güç, sadık ama özgür ruhlu, vs) ile kendimizi özdeşleştirmeyi sıkça yaptığımız “at”ın temel besini halen arpadır. Bir at sadece arpa ve su ile neredeyse bir ömür geçirebilir.

Hasta bir insan hastalığı ne olursa olsun vücudunu hiç yormadan çok iyi beslemek istiyorsa iki avuç arpayı kıvamlanana kadar üç litre suda kaynatıp hiçbir şey yemeden sadece bu arpa suyunu içerek bunu yapabilir. Annemin yoğun bir hastalık döneminde serumların, ilaçların, beslenme ilave maddelerinin yapamadığını arpa suyu yaptı. Hiçbir yan etkisi olmayan bu yöntemi doktor tavsiyesine dahi gerek olmadan deneyebilirsiniz. Tadı bazılarımızın alışık olduğu fermente olmuş arpa suyu olan biraya benzemese de salebe benzer, kendi hafif doğal tatlılığı olan müthiş bir lezzet soğuğu da sıcağı da.
Arpa gibi birçok temel geleneksel besin maddesinin yaşamlarımızdan çıkması kısa ve uzun vadede vücudumuzda, yaşamımızda ciddi eksiklere yol açabiliyor. Örneğin günümüzde yeniden keşfedilmiş olan omega3 yağ asidi insanlığın geçmişte doğal gıdalardan çok daha fazla miktarda aldığı bir besin öğesi iken modern mutfaklarımıza bu madde ancak bu günlerde semizotu ve keten tohumu modası ile yeniden girmeye başladı.
İyi beslenmek bilgelik ve farkındalık ister, arpa tüketerek başlayabilirsiniz. Arpadan ekmek dahil bir çok yiyecek yapılabilir. İki kilo ekolojik arpa bir fincanlık hazır çorbadan daha ucuz, afiyet olsun!