Salim Kadıbeşegil son kitabını Victor Ananias’ın anısına adadı

İletişim camiasının önde gelen isimlerinden; Buğday Derneği’nin bir dönem YK üyesi ve destekçisi Salim Kadıbeşegil’in Victor Ananias’a adadığı son kitabı “Oyun Bitti” okurlarla buluştu.

Kadıbeşegil insan hayatındaki anlamı sorguladığı kitabında “Bu kitabı anısına ithaf ettiğim Victor Ananias gibilerin dünya vatandaşlığı yolculuğunun ilk durağı olan “erdemli yaşam” barış, huzur, mutluluk için ön şart” diyor… Salim Kadıbeşegil, “Oyun Bitti”nin telif gelirlerini de Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’ne bağışladı. Kadıbeşegil kitabının önsözünde şöyle diyor:
“Bir şirketin genel müdürü ya da üst düzey yöneticilerinden biri olabilirsiniz. Ya da bir reklamcı, halkla ilişkilerci ya da pazarlama yöneticisi… Fabrikalar, tesisler, baraj hesaplamaları yapan bir mühendis veya konut tasarımı yapan bir mimar… Tesisatçı, tornacı, marangoz, hatta “son ütücü”! Finans uzmanı, kimyager, doktor, laborant, kurumsal iletişim ya da insan kaynakları uzmanı veya henüz daha adını bile duymadığımız binlerce meslekten biri içinde kariyerinize “anlam” katacak bir yolculuk yapıyor olabilirsiniz. Yolculuğunuz gerçekten “anlamlı” mı? Bir yandan yaptığınız kariyer, diğer yandan yaşamın içinde durduğunuz yer “anlamlı” mı?
Özellikle son 20 yıl içinde tüm dünyada olan bitenler, günlük yaşamımız içindeki değişiklikler, gelecekle ilgili öngörüler, en değerli varlığımız olan ailelerimizle olan ilişkilerimizdeki değişimler “anlamlı” geliyor mu hepimize?
‘Biz yüzde 99’uz’ diyenler neyi kastediyor? Bu simgesel çıkış ile Wall Street’i işgal eden on binlerin istekleri ve beklentileri arasında bizimkiler var mı? Neden bir anda Wall Street duvarlarına yansıyan sesler tüm dünyada yankılandı, kabul gördü, on binler sokaklara indi?
Sabah kalkmak, ailemizle kahvaltı yapmak, otomobilimiz ya da toplu ulaşım araçlarından biriyle yollara düşmek, soğukta, karda, kışta, yağmurda ya da yaz sıcaklarının 40 derecelere vurduğu havalarda “işimize” gitmek, çalışmak; aybaşında maaşımızı almak, kredi taksitlerimizi ödemek; hafta sonu veya yıllık izin tatili planları yapmak; çocukların dersleri, sınavları, onlara iyi bir gelecek hazırlamak için kılı kırk yaran planlar yapmak… Yarınların, bugünlerden daha iyi olacağı inancıyla her günü bir “şablonla” yaşamak! Yani yüzde 99 olmak.

1984’te Apple Macintosh’un lansmanıyla bilgi çağına girdi insanoğlu. Günün birinde herkesin masasında bir bilgisayar olacak ve herkes bu bilgisayardan dünyanın herhangi bir yerindeki her türlü bilgiye ulaşacaktı. Bu vizyon daha 30 yılını doldurmadan gerçek oldu. Sonuçta yüzde 99 kim olduğunu, yüzde 1’in ne olduğunu anladı, öğrendi, gördü.
Yeni bir dönem mi başlıyor bu yüzyıla şekil verecek? Simgesi yüzde 99 mu olacak?

Bu kitap “ortaya karışık” bir içerik sunuyor. Yakın geçmişin “yanlışları” üzerine kurulu bir dünyada artık yaşamın sürdürülemeyeceği gerçeğinden hareketle, iş hayatının her yerindeki herkese:
• Bireylerin nasıl küreselleştiğini,
• Küresel bireylerin sivil  toplumun dinamiklerini nasıl değiştirdiğini, bunun iş yaşamına, kariyerlerimize etkilerinin neler olabileceğini,
• Sosyal sorumluluk yalanlarından yaşanılabilir yeni bir dünya kurulamayacağını,
• Yaşamla kendimiz arasındaki “etik” kurguyu keşfetmemizi,
• Ve bu kitabı anısına ithaf ettiğim Victor Ananias gibilerin dünya vatandaşlığı yolculuğunun ilk durağı olan “erdemli yaşamın” barış, huzur, mutluluk için ön şart olduğunu söylüyor.

Geçen yılın başlarında henüz 39 yaşındayken yitirdiğimiz Victor Ananias yüksek sesle ve yıllardır yaşamın farklı yerlerine işaret ediyordu. Başında bulunduğu Buğday Derneği Türkiye’yi “ekolojik dönüşümle” tanıştırdı. Ekolojik pazarlar, ekolojik çiftlikler, çiftçi eğitimleri, ilgili yayınlar hep bu yeni yaklaşımın çıktısıydı. Ama söylediği en önemli şey “erdemli olmak ve erdemli yaşamak” idi. Bu topraklarda tüm dünyaya yetecek kadar “erdemli yaşamak” tohumunun var olduğunu söylüyordu. Bu tohumları serpiştirmenin peşindeydi. İşin içinde “erdem” olmayınca söylenecek yeni bir şey olmuyordu!
İşte bu kitap, yaşamın içinde kaybettiğimiz değerleri nerede ve nasıl bulacağımızı anlatıyor. Bu değerlerle buluşmamızın karşısındaki engelleri tanımlıyor. İnsanın insan gibi yaşayabileceği bir toplum yapısına giden yolda iş hayatının ve buna yön verenlerin kendilerine nasıl “çeki düzen” verebileceğinin bazı ipuçlarını ortaya koyuyor.