Yaşam Dönüşümdür Radikal Kitap’ta…

Radikal gazetesinin Kitap ekinde Tülin Er, Victor’un Yaşam Dönüşümdür kitabı ile ilgili çok güzel bir yazdı. Tülin Er’in “Victor’un mirası…” başlığıyla yayamlanan yazısı şöyle:

Victor’un mirası…
Yaklaşık iki hafta önce, 18 Mart pazar günü, Buğday Derneği’nin Atlas dergisiyle Galata Şifahanesi’nde ortaklaşa düzenlediği “Dünya Masal Anlatıcılığı Günü” kutlamasına gittim. İtiraf etmeliyim, sıra sıra dizilmiş sandalyeler, konuşmacıların oturacağı kürsü, mekânın büyüklüğüne göre de mikrofonlu falan, şöyle dört başı mamur bir panel bekliyordum. Ne buldum? Geniş bir apartman dairesinde yerde minderler vardı, isteyene sandalye verildi. Konuşmacılar bağdaş kurup masallarını, susamın “gerçek” hikâyesini, gözlerinde ışıltıyla anlattılar. İlk geldiğimde beklediğim panel ortamından öyle hızlı çıktım ki “ortada bir de ateş yansaydı” arzumun saçmalığını fark etmem güç oldu.

Buğday Derneği’nin adını ilk kez ne zaman duydum hatırlamıyorum. Ama onda beni çeken bir şey oldu hep. Şehirli insanın defolarını derinden taşıyorum elbette, masal günü bunca yıldan sonra izlemeye gittiğim ilk etkinlikleriydi. Derneğe üye oluşumsa henüz yeni sayılır. Buğday’ın kurucusu Victor Ananias uzaktan arkadaşımdı. Yüz yüze hiç tanışmadık ama onun yüzünden, bakışlarından yayılan öyle tuhaf bir iyilik vardı ki Victor’u arkadaşım saymaktan alamıyorum kendimi. Ölümünü öğrenmek, gerçek bir arkadaş acısı yaşamak gibiydi.

O zamandan beri, keşke onunla ilgili bir kitap çıksa diyordum. Yayın dünyasının içinde olunca böyle isteklere kapılmak kaçınılmaz: Değer verdiğiniz her şeyin sonunda bir kitaba dönüşmesini istersiniz. Aslında benim düşündüğüm, onu tanıyan herkes henüz hayattayken ve ulaşılabilirken, kapsamlı bir biyografisinin yazılmasıydı. Ama geçenlerde, dünyaya en az biyografisi kadar iyi gelecek bir kitap yayınlandı: Victor Ananias’ın yazılarının derlendiği, Yaşam Dönüşümdür.

Yaşam Dönüşümdür, Buğday Derneği’nin sloganı. Aynı zamanda, Victor’un mezar taşı yazısı. O taşta bir de şu tarihler yazıyor: 1971-2011. Sadece kırk yıl. Bazı insanlar böyledir işte, dünyanın dört bir yanını görür, köyüne döner, ufak tefek işlerden kazandığı parayla tamamen organik ürünlerden yapılma yemeklerin sunulduğu vejetaryen bir restoran açar, ama bu da yetmez ekolojik yaşam için bir dernek kurar, ekolojik tarım yapan çiftlikleri destekler, bu ürünleri satan pazarlar organize eder… Daha da önemlisi, yıllar yıllar boyunca bunları yaşatır, bugüne taşır… Kırk yılda yüz yıllık yaşar.

Kitabı okuduktan sonra internetten Victor Anaias’la ilgili birkaç video izledim. Bir okulda verdiği bir söyleşide şöyle diyor: “Karşı olduğumuz bir sürü şey var. Sadece karşı olarak bir şey yapamayız ki? Karşı olduğumuzun etkisini azaltmak için, taraf olduğumuzu güçlendirmemiz gerekiyor. Bu kadar basit. Siz eğer GDO’ya karşıysanız ekolojik tarımı, üretimini, tüketimini destekleyeceksiniz…” Çünkü Victor, kendi hayatımızı değiştirmeden, dünyayı değiştirmenin mümkün olmadığını biliyordu. Tüketimlerimizi kontrol altına almadan, sağlıklı yaşamın yolunu seçmeden, dünyanın gittikçe kirlenmesine, çürümesine duyduğumuz tepkinin basit bir sızlanmadan öteye geçemeyeceğini…

Aslında her şey burada, tam gözümüzün önünde, bu kitabın içinde, okuduğumuz haberin satır arasında… Mesela hayal edin: Bilimin tüm imkânlarını seferber ederek ilaç sektörüne yaptığı yatırımların yarısı ekolojik tarıma ve çevreye yapılsa? Hayatımızı idame ettirebilmek (ertesi gün kalkıp işe gidebilmek) için metabolizmamıza soktuğumuz gıdaların genetiğiyle oynanacağına, fabrikalar yerine ekim alanları açılsa, ekolojik tarım yapan çiftçiler emekleriyle geçinebilse? Dünyaya en büyük zulüm, basit ve uygulanabilir olanı karmaşıklaştırmak. Victor’un kitap boyu vurguladığı temel meselelerden biri de bu: Dünya, en küçük böceğinden en büyük okyanusuna kadar mükemmel bir dengede dönüyor. Öyle hassas bir denge ki bu, onu kendimize uydurmaya çalıştığımız her müdahalede biraz daha kırılıyor, içine kapanıyor, bize yabancılaşıyor.

Yaşam Dönüşümdür’de ekolojik tarımdan ekolojik mimariye, insan denen varlığın bu dünya üzerinde insanca yaşayabilmesinin tüm olanaklarını düşünüp yazmış Victor. Bu ekonomik, ekolojik ahvale inceden inceye bir sevme sanatı da işlemiş. Yediğini, gördüğünü, duyduğunu seviyor; “Geceyi kullanmasam, uyanık olmasam da; gece o anda boş, faydasız, karanlık gibi görünse de ancak onu sevdiğimde gündüzü tam anlamıyla değerlendirebiliyorum, günüm verimli oluyor,” diyor.

Dünyayı bir bütün olarak görebilmenin Allah vergisi değil de insanın kendine öğrettiği bir şey olduğunu ama bunun için emek, sabır, dinlemek ve gözlemek gerektiğini öğrendim Yaşam Dönüşümdür’den. Vermenin almaktan daha güzel olduğunu, erdemli yaşamanın, gerek bitki, gerek hayvan,  gerek insan olsun her canlıya ve hatta cansıza saygı duymanın; mesela ben naylon torba kullanımımı, elektrik tüketimimi azaltmazsam çevre kirliliğine, hidroelektrik santrallere karşı durmamın da anlamının kalmayacağını öğrendim. Victor, alıştığımız anlamda yeni fikirlerini, emeğini paylaşamayacak bizimle artık. Ama Yaşam Dönüşümdür tüm bir hayatı içinde barındıran bir tohum tanesine inanan Victor Ananias’ın sözlerinin, yazdıklarının aslında birer tohum olduğunu gösteriyor. “Masal Anlatıcılığı Günü”nde öğrendiğim ve hayran olduğum şu bilgi gibi: Bir susam tanesinden yüzlerce susam çıkıyor.

Buğday Derneği de biraz böyle bir tohum aslında. Çatısı yirmi yıl önce kurulmuş, son on yıldır kurumsallaşmış, birken zaman içinde bünyesine yüzlerce insanı katmış bir oluşum. Tatuta çiftlikleri, Çamtepe Ekolojik Yaşam Kültürü Merkezi ve daha bir dolu proje için www.bugday.org adresine bir göz atın. Ya da her cuma 10.30-11.00 arası Açık Radyo’da (94.9) yayınlanan programlarını dinleyin. Yıllık çok cüzi bir rakamla derneğe üye olun, üç ayda bir adresinize gelen bültenle ekolojik yaşamın daha çok farkına varın. Bu farkındalığın kalıcı olması içinse Yaşam Dönüşümdür’ü mutlaka okuyun.

Victor’un kitabın ilk makalesinde anlattığı, Anadolu’da tarlaya tohum ekilirken söylenen duayla bitirmek istiyorum ben de bu yazıyı, onun ektiği tohumlar yıllar, yüzyıllar boyunca yeşersin diye, “Kurda, kuşa, aşa…”

Tülin Er, Radikal Kitap, 6 Nisan 2012
tuliner@gmail.com