Toprak altında Yaşam

“Damı örtmek” en önemli ritüellerinden biridir bir barınağı inşa etmenin Anadoluda. Dam örtüldüyse evimiz, barınağımız, yaşamımız güvence altındadır. Duvardan daha önemlidir dam neredeyse, duvarlar bir anlamda damı taşırlar, iyi dam gökyüzü ile bağlantıyı kesmeden korur yaşamlarımızı fazla güneşten, fazla yağmur, soğuk ya da yukarıdan yaşamımıza girebilecek herhangi bir tehlikeden. Belki bunları şu anda inşa edilen beton-sentetik evlerde hissetmek, aynı tanımları kullanmak mümkün olmaz ama dönüp halen bir çok yaşayan örneği olan geleneksel, duvarları taştan, kerpiçten, kireçten örülmüş ve damı da toprak ile örtülmüş yapılara bakarsak halen toprak altındaki değerli yaşamın duygusunu hissedebilir, havasını soluyabiliriz.

Sağlam bir temel, iyi örülmüş bir duvar, altına gireceğimiz damın örteceği alanı belirler. Bazen bir iki hatta üç tarafı toprak olabilir barınağın, kısmen toprak altında kalacak şekilde inşa edilmiş olabilir, dam ise yine toprak ile örtülecektir.

“Toprağı çekmek” dam örtme işinin son aşamasıdır Anadolunun bir çok bölgesindeki geleneksel mimaride. Önce duvarın üstünde taşıyıcı ortadirek (damın orta noktasında dikey taşıyıcı kütük), düver (damı ortadan kesen yatay taşıyıcı) ve dikmeler (düverin üstünde 60-70 Cm ara ile düveri dik kesen taşıyıcı ağaçlar) yerleştirilir, duvar ile birleşme noktaları sağlamlaştırılır. Taşıyıcı sistemin üstüne kargılar örülerek ya da ağaç kabuğu, tahta gibi bir malzeme ile tüm yüzeyi kaplayan bir örtü oluşturulur. Onun üzerine yöreye göre zakkum, okaliptüs, mersin, kekik, çam iğnesi gibi bitkiler yapraklı dallar halinde konur. Bu tabakanın üzerine denize yakın bir coğrafyada isek erişte dediğimiz deniz yosunlardan kalınca bir tabaka yayılır (kışın kendiliğinden sahile çıkan, kolay bulunan inse uzun yassı yosun çeşidi).

Yosundan sonra sıra toprağa gelmiştir, şimdi toprağı çekip seviyesini dengeleyip silindir şeklindeki yongu taşı ile sıkıştırma, bastırma zamanıdır. Bölgedeki yağlı, pul pul (yöresine göre “geren”, “çör” …) sıkıştırıldığında suyu geçirmeyen, tuzlanıp otsuz olması sağlanan ya da üzerinde bitki dahi yetişebilen bir toprak çeşidi kazılıp dama çok ince bir hesaba göre atılır: suyu geçirmeyecek kadar fazla, çatlamayacak kadar esnek, damın dengesini bozmayacak kadar hafif, ince olmalıdır bu tabaka. Ve yağmuru doğru yöne doğru akıtacak, üstünde biriktirmeyecek meğile sahip olmalıdır.

İyi yapılmış bir toprak dam beşinci senesinden sonra az bir bakımla 60-100 sene arasında ömre sahiptir, Anadoluda üç dört nesli altında büyütmüş bir çok toprak dam vardır. Köylerde konuşacağınız yaşlıların bir çoğu toprak damlı evlerini özler, çocuklarının hatırı için geçtikleri beton evde romatizmalarının nasıl ortaya çıktığını, nasıl iyi uyku uyuyamadıklarını anlatırlar size. Bazıları ise ölüp temelli toprağa gömülene kadar israr ile toprak altındaki huzurlu ve sağlıklı yaşamlarını sürdürür, Geriş köylü kaşıkçı, şifacı Hacı Ali Dayı, Türkiyedeki son yeldeğirmenini döndüren Değirmenci Bayram Efendi ve ice amcalar, teyzeler gibi.

Değişim kaçınılmaz, toprak altındaki huzurlu yaşam ve değerleri; “nostalji”, “kısmen hatırlanan” yaşamsal öğeler oluverdi zamanımızda, binlerce yıllık bilgi ve bilgelik büyüme ve daha fazlasına hakim olma, rekabet gibi kavramların gölgesinde kaldı. Ve bu davranış değişikliği de daha hızlı değişimleri tetikliyor bu gün, örneğin iklim değişikliğini. Ve küresel ısınma, iklim değişikliği biraz daha artırırsa etkisini, yapacak tek şey kalacak, toprak altındaki yaşama geri dönmek! Ulaşım, enerji, gıda üretimi, iletişim tamamen bölgesel olarak çözülmek zorunda kalınınca toprak altında sıcaktan, soğuktan korunmak, gıdayı saklamak yine yaşamsal önem kazanacak. O zaman yine ya toprak altında yaşayacağız, ya toprak olup başka yaşamlara örtü olacağız.

Günümüz koşullarında doğal döngüleri inkar ederek oluşturduğumuz şehirlerde zor olsa da kırsalda yapılan bir çok inşaatta, yapıda toprak dam tekniğinin kullanımı mümkündür. Üstelik günümüzde bunu bir parça da teknoloji kullanarak çeşitli şekil ve boyutlarda taşıyıcı yapının üzerini örtmede kullanabiliriz hem de geleneksel yapılardaki tüm avantajlarından da faydalanarak, doğaya daha az zarar vererek, hem inşa etme hem de kullanım sürecinde çok daha az enerji kullanarak ve keyif alarak!