Victor’a…

Hepimiz şartlanmışız, fotoğraflar hep bir şeyleri çağrıştırır. Anılar, keşkeler, belkiler, maalesefler… Ama bir de ‘İYİ Kİ’ler var, soru işaretlerine, vicdan azabına, hayal kırıklıklarına, pişmanlıklara geçit vermeyen.

Bu fotoğrafa ilk baktığımda bir hikaye bana doğru gelmeye başladı. İçinde 30 yaşlarında ama yaşından çok daha yıpranmış görünen bir adam vardı. Sonu gelmez gibi uzayan bir otobanda sahip olduğu kimlikleri camdan rüzgara bırakarak bir otomobil sürüyordu. Otoban bitip toprak yola geldiğinde üzerinde taşıdığı hayata dair tüm gerekli cisimlerden kurtulmuş, benzinini bitirmiş, anahtarsız, kimliksiz, cüzdansız, gözlüksüz, telefonsuz otomobilden indi. Tüm yıpranmış görünümüne karşın son derece hafif, dingin ve yorulmaksızın yürümeye başladı. Defalarca tepelere tırmanıp, ardından düzlüklere vardı. Sayılamaz saatler sürdü bu yürüyüş.

Varacağı yeri bilmese de görür görmez tanıdı. Vardığı düzlükte kaçınılmaz bir boşluğun içerisinde, tanımsız renklerle bezeli ağaçlar, tek bir kulübe, ve en az kulübe kadar yaşlı bir el arabası vardı.Hareketsiz, betimsiz… Adam geçmişe dair hiçbir şey hatırlamıyor sadece neden orda olduğunu biliyordu. Bitmişti… Kısacık yaşamına dair tüm anıları ve zaman bilinci dünyada kalmıştı. Yaşam boyu merak edilen ve korkulan yere varmıştı. İlk kez gülümsedi. ‘Demek yeni evim burası’ dedi. Artık sesi olmadığını farkettiğinde gülümsemesi çoğaldı. Evin kapısını açtığında içi yüzlerce fotoğrafla dolu, tek bir odayla karşılaştı. İçerdeki ışık her bir fotoğrafı aydınlatıyordu. Birkaç saniye içinde tüm o fotoğrafların kendi yaşamına dair olduğunu farketti. Gülümsemesi yüzünde dondu ve bir bir hepsini hatırladı. Panikle evden çıkığında ağaca yaslanmış öylece duran yaşlı el arabası tam karşısındaydı. Anlamıştı…

Sonrasında tanımsız zamanlar boyu, el arabasıyla fotoğraflarını evden uzaklara taşıdı. Unuttuğunu düşünüp her eve dönüşünde, kurtulduğunu sandığı fotoğraflar yerlerinde duruyorlardı.

Ben hikayeyi bitirip nereye gidilirse gidilsin yaşananlardan, hesaplaşmalardan, pişmanlıklardan kurtulmanın mümkün olmadığını düşündüğüm günlerden birinde, ansızın Victor Ananias’ın gittiğini öğrendim. Bu hikayeyi bana getiren görüntüyü kaderin ne tuhaf bir cilvesidir ki, Victor’un çok sevdiği ortak bir dostumuz fotoğraflamıştı. O dosta bu apansız gidişi ben haber verdim…

Günler sonra hikayeye geri döndüğümde sonunu değişmiş buldum. Victor evin önünde bir bostan oluşturmuş, el arabasını bu işler için kullanmaya başlamıştı. Fotoğraflar mı? Onlardan kurtulmak hiç aklına gelmedi ki… Bostandan arta kalan zamanlarda tüm yaşamına tek tek bakıp; sevgiyle, mutlulukla iyi ki diyor, İYİ Kİ…

Hiç olmadığı kadar genç gözüküyor.

Esra Tözün

Enerjik Bakış Sergisi 2011