Findhorn: Sevgi Okulu

Bana göre Findhorn’un büyüsü ve başarısının sırrı, bireylere yargılama, dünyayı-çevreyi değiştirme yerine kendini keşfetme, kendini sevmeyi ve sevginin uygulanabilir, yaşanabilir bir şey olduğunu öğretmesinde. Findhorn gerçek bir okul…

Bundan 15 yıl önce üniversiteyi kazandığımda ailemden ve yaşadığım yöredeki Anadolu köylülerinden aldığım sağlam temele rağmen, şehire, statüye, renkli hayatlara özlem taşıyordum içimde, herhangi bir köy çocuğu gibi. Lakin üniversite hayatımın ilk yılında büyük bir hayalkırıklığına uğradım. Şehrin beni çeken pırıltısı, ışığı, yakınına gidince, severek yaşadığım karanlığımdaki yıldızları görmemi engelliyordu!

1989 yılında üniversitede kaydımı dondurup seyahate çıkmaya karar verdim. Önce, sıkça görmediğim babamı ziyarete Şili’ye gittim. Çok güzel ve eğitici birkaç ay geçirdikten sonra yoluma, eğitimime devam etmek istedim ve vejetaryen aşçılık yaparak, Avrupa ülkelerinde gezmeye, doğal ürün firmalarını, dükkânları, ekolojik çiftlikleri, ruhani komünleri ziyaret etmeye başladım. Cebimde beş kuruş olmadan, otostopla ya da çalışıp kazandığım küçük paralarla seyahatimi sürdürüyordum.

Bir şekilde yolum annemden, babamdan ve gittiğim bazı yerlerden duyduğum Findhorn Vakfı’na düştü bir gün. İlk gittiğimde danışmadaki kişi bana hangi programa geldiğimi sorunca komünü tanımak istediğimi, programlar konusunda hiçbir şey bilmediğimi söyledim zayıf İngilizcemle. Fiyatları görünce param olmadığını da ekledim, bir yol bulunabileceğine inanarak…

Yol bulundu, gittiğim gün başlayan bir “deneyim haftası” grubuna katıldım, arkasından da “komün hayatına katılma haftası”nı yaşadım. İkinci haftanın sonunda büyülenmiş bir şekilde bu yerdeki kalışımı nasıl uzatabilirim diye kara kara düşünüyordum. Normalde fırıncılık gibi işler yaparak kazanırdım bu hakkı dış dünyada. Burada ise zaten para ödeyen, ödemeyen, misafir, evsahibi herkes bir yerlerde çalışıyordu yaşamın çok doğal bir parçası olarak. Üstelik bana göre, burada bedeli ödenecek bir şey varsa o da, mekândaki büyülü iş verimliliğinin parçası olabilmekti.

Geçirdiğim iki haftanın son gününün akşamında birlikte bulaşık yıkadığımız adama duygularımı, aslında burada biraz daha kalmak istediğimi anlattım, kim olduğunu bilmeden. Ertesi gün üç aylık “komünde yaşama programı”na alındığımı öğrenince adamın kaldığım yerin yöneticisi olduğunu anladım.

Üç ayı birbirinden güzel günler, dolu dolu deneyimler, gerçek acılar ve keyiflerle, paylaşımlarla geçirdim. Arada dua odasına gittiğim halde ibadethanem, mutfak ve fırın oldu. Zamanımın çoğunu, bazen gecelerimi de bu mekânda geçirdim. Çalışırken farkındalığı, kardeşliği, üretkenliği deneyimliyordum her an. Her mesaiden önce ve sonra mesai arkadaşları bir daire etrafında toplanıyor, kısa bir kişisel paylaşım yapıyor, arkasından elele tutuşup birkaç saniye sessizliği deneyimliyorduk. Belki geldiğim köy hayatında buna ihtiyaç yoktu, ama “batıda”, şehirde, bizler gibi kökünü kaybetmiş insanlar için ideal bir hatırlatma, dengeleme pratiği oluyordu bu uygulama.

Üç buçuk ayın sonunda üye olup orada kalmak çok cazip geldiği halde, içimde kuvvetini hissettiğim ışığı daha çok ihtiyaç olabilecek yerlerde kullanabilmek, hayatın bana verdiklerine bir nebze karşılık verebilmek için yeniden yola çıktım. O zamandan beri vakıfla dostça dayanışmam aralıklı ziyaretlerle devam ediyor.

Bana göre Findhorn’un büyüsü ve başarısının sırrı bireylere, yargılama, dünyayı-çevreyi değiştirme yerine kendini keşfetme, kendini sevmeyi ve sevginin uygulanabilir, yaşanabilir bir şey olduğunu öğretmesinde. Findhorn gerçek bir okul. www.findhorn.org

29 Mart 2004