İnsana ve doğaya yakışan mekanlar

Yeniden insana yakışanbarınaklar tasarlamak, yaşamı kucaklayacak, kendileri de sürekli yaşayan, dönüşen mekânlar oluşturmak için kendi yaşantımı gözden geçirme, yeniden düzenleme ile işe başladım bu günlerde. Ekip olarak geldiğimiz noktadaki ihtiyaç üzerine bir dönem çok severek yaptığım ekolojik mimari işime dönüyorum.

İki hafta önce başlangıcını müjdelediğimiz yeni kırsal dernek merkezinin mekân tasarımı üzerinde çalışıyorum bu aralar. İnşallah bir süre sonra Buğday Derneği’nin yeni çalışma mekânı olacak burası. Masa başında değil yerinde, taşların, kütüklerin üzerinde oturup izleyerek, çevredeki kuşları, rüzgârı, daha ince sesleri, arkasındaki derin sessizliği ve bunlara karışan insan seslerini dinleyerek çalışıyorum. Komşuluk edeceğimiz insanlar ile hayallerini ve ihtiyaçlarını konuşuyorum. Halihazırda burada yaşayanların değerlerine, yaşamlarına, hayallerine saygılı olarak, hep onları hesaba katarak, doğanın mevsimsel, günlük ve anlık dönüşümlerini izleyerek, ondan öğrenerek her an yeniden, her sayfası aynı bilgiyi büyük bir ustalık, çeşitlilik ve güzellik ile ifade eden yaradılış kitabını özenle okuyarak.

Buğday’ın çalışma mekânını tasarlarken aynı zamanda burada çalışacak, yaşayacak insanların oturacakları evler ile ilgili de taslaklar çiziyorum; mekânlar şekillendiriyorum zihnimde, gönlümde. Bunlar da her kişiyi sevgi ile barındıracak, ısıtacak, serinletecek, besleyecek, huzurla dolduracak, umut verecek, üretken kılacak, gönlündeki değerler ile yaşaması için destekleyecek mekânlar olmalı mutlaka. Aynı doğa kuralları, yöre koşulları, malzeme, teknikler kullanılarak fakat her biri ayrı ayrı, özenle tasarlanıp yapılmış. Küçük, büyük, çok ışıklı-dışa açık, içine kapanık-kuytu, çok odalı, tek mekânda çözülmüş, sade, daha oyuncaklı, çok eşya kaldıracak, eşyası kendinden barınaklar. Ama hepsi de yapılırken ve yaşanırken doğadan çalmadan, doğadan aldığını yaşam süresinde kat kat geri ödeyecek şekilde inşa edilen ve kullanılabilen yapılar.

Bu mekânlar inşa edilirken ve kullanılırken en az ekolojik ayak izi yani geri döndürülemeyecek zarara sebep olan malzemeye ihtiyaç duyulacak. Örneğin, ana yapı malzemesi olarak inşaatın yapılacağı yöreden taş, çeşitli topraklar, kireç, çam, zeytin gibi yerel ağaçlar, kamış, yosun, çeşitli kurutulmuş bitkiler, bitkisel yağlar kullanılacak. Tasarıma göre malzeme satın alınmayacak, bulunan malzemeye göre tasarım yapılacak; ihtiyaçları en iyi şekilde karşılayacak şekilde. İnşaat yapılırken malzeme taşınması, hazırlanması ve kullanımında mümkün olduğunca az tahribat, fosil yakıt kullanımı, gürültü ve diğer kirliliklere yol açma konusuna her adımda dikkat edilecek. Barınaklar inşa edildikten sonra da Güneş, yerin ısısı, su cazibesi gibi doğal kaynaklardan beslenerek, suyu, havayı, toprağı kalıcı kirleticilere bulaştırmadan içinde yaşayanların tüm ihtiyaçları karşılanabilecek. Örneğin elektrik Güneş’ten, rüzgârdan elde edilecek, mekânlar soğukta kolay ısınacak, sıcakta serin kalacak şekilde yapılacak, kullanılan su arıtılarak yeniden doğaya döndürülecek.

Önümüzdeki haftalarda ekolojik mimari çalışmalarımızdan yeni haberler ve bir süre sonra da bu mekânlardaki yaşamı paylaşabilme ümidi ile güzel bir bahar günü diliyorum.

24 Nisan 2006