İş dünyası

Buğday’da çalışmalar yoğunlaştıkça iletişimde olduğumuz kişi sayısı, çeşidi artıyor günden güne. Bir yandan sürekli bir zenginleşme demek bu tabii; sahip olunan değil, temas edilen, doğal bir alışveriş içeren ilişkiler çoğu. Tabii kolay olmuyor, çağımızın açan tüm çiçekleri gibi zorluklar da getiriyor beraberinde bu açıklık.

Bir işadamı ile konuşuyoruz dernek merkezimizde bir gün, iş dünyası nasıl bizim çalışmalarda yerini alır, nasıl destek alırız Buğday’ın ruhunu koruyarak bu dünyadaki insanlardan, biz neler katabiliriz diye. Traşı, kıyafeti, konuşması belli standartta bu işadamı arkadaşımızın. Derken bir genç giriyor, uzun süredir saçlarını kestirmeyen ve yıkamayan bir oğlan, yapacakları bir aktiviteyi duyurmak, yardım almak istiyor benzer amaçlarla. Beş dakika geçmeden bir köylü giriyor, aksanından dolayı dediklerinin yarısı anlaşılan ama gönlü yüzüne yansımış, onun da benzer dertleri var üstünde de şehre uygun olsun diye seçilse de köyün kokusunu taşıyan kıyafet var. Sonra Tarım İl Müdürlüğü’nden arkadaşlar ile İstanbul etrafındaki su havzaları için ekolojik tarım konusu konuşuluyor, sanatçı bir komşu kapıyı çalıyor derken, “farklı” görünen, hatır sormak, yapabileceği bir şey olup olmadığını sormak için uğrayan kapıdan… Böyle devam edip gidiyor.

Bazen farketmeden dahil olduğumuz ya da diğer şekilsel insan gruplarını suçluyoruz yaşamda beğenmediğimiz sonuçlar, olaylar için. Kaptırıveriyoruz sızlanmaya. Ne zaman üretken olmak istesek, çözüm için adım atsak da birden bire kalpler açılıyor, insanların içindeki benzer güzellik oluveriyor tüm görünen. Tüm şekiller farklı çiçeklerin benzersiz örtülerine dönüşüveriyor.

Her çiçeğin benzersiz örtüsüne ve barındırdığı ruhuna, kokusuna sevgim ve saygımla.

İyi haftalar

26 Ağustos 2004