Şefik Can’ın ardından

“Ey aşk, can doğanını uçuran sensin. Lûtfunla can çengini çalan, seslendiren, terennüm ettiren sensin. Senin bir zerre inayetin, ilahi cezben insanı yıllarca tesbihten, namazdan daha çok Hak’ka yaklaştırır.

Avladığım bir avı, alçaktan yukarılara çıkarmak için, sır aleminden uçup gelmiş bir doğan idim. Burada, kendime uygun bir kimse bulamayınca, girdiğim kapıdan gene dışarı çıktım.”

Bu satırları Hz Mevlâna’nın rubailerinden Türkçe’ye çeviren, birçok gönülde aşk uyandırmış, yaşamını aşka adamış gönül dostum sevgili Şefik Can, bedenini Konya’daki türbesine, toprağa; sevgisini ve engin bilgisini, bilgeliğini, yumuşak sesi ile ifade ettiği derin manaları ise bizlere, yaşamlarımıza bırakarak fiziken aramızdan ayrıldı.

Konya’ya yola çıkmadan önce, Şişli Camii’nde bir çoğunu tanımadığım kalabalık bir uğurlama yapıldı. Cenazelerde, hatta yaşamda eşine az rastlanır bir coşku, hüzün, sevgi hissettim oradaki herkeste. Daha önceki karşılaşmalarımızda bende de uyandırdığı umut ve gücün benzeri bir etkisinin herkeste olduğunu farkettim. Yerli, yabancı, küçük, büyük, erkek, kadın ve bunun dışında da bütün zıtlıkların bulunduğu bu insan kitlesinin nasıl bir değer etrafında birleştiğini görmek çok etkileyiciydi; hem de baskı, tarikat örgütlenmesi, kurallar ya da dünyevi çıkarlar olmaksızın!

Buğday Dergisi’nde yayımlanan bir röportaj yapmıştım kendisi ile… Burada da birçok şey geliyor aklıma, kitaplarından alıntı yapabilirim ama şu an kulağımda bir sohbetimizde söylediği şu sözler çınlıyor: “Onun da canı var…” Cümlenin başı sonu dahi önemli olmaksızın buradaki “can” kelimesi bende öyle derin bir etki yarattı ki, kendime, çevremdeki her detaya daha da özenle, sevgili Şefik Can’ın ses tonundaki aşkla, alçakgönüllülükle, şefkatle “can” olarak bakıyor, daha büyük sorumluluk duyuyorum.

Sanırım yaşamda bizim tanımladığımız uzmanlıklar, kademeler, rütbelerin ötesinde çok iyi tanıdığımız, yüreğimizde boşluğunu, özlemini kuvvetle hissedebildiğimiz bir “bilgelik” unsuru var. Telkin, psikoloji, bilgi sahibi olmanın çok üstünde ve rahat ayırdedilebilen bir etki. Büyülü bir etkisi var, düzenleyici, iyileştirici, affedici, üretken kılıyor etki alanındakileri.

Diyorum ki çok önemli mesaimizin, dünyayı, kendimizi kurtarma hesaplarımızın bir kısmından fedakârlık ederek dahi olsa, şu “bilgelik” işini biraz daha ciddiye alsak. Acaba Şefik Can gibi “can suyu” olur muyuz diğer canlara, aklımızın hedeflerinin çok daha ötesine?..

“Sen cansın, candan vazgeçilmez” dedim. Dedi ki: “Canı, ten misali görmeye imkân yoktur.” “Sen kerem denizisin” dedim. “Sus” dedi, “Denizde bir inci vardır, fakat o, taş gibi bedava verilmez” 581. rubai

Şefik Can / Hz Mevlana’nın Rubaileri / Kültür Bakanlığı Yayınları 2001 (3. baskı)

2 Şubat 2005