Tohumdan hasada…

Victor Ananias’ın yaşam döngüsü
Bu öykü, Victor Ananias’ın yaşam öyküsü olarak kaleme alındı. Ancak bir başka gözle bakıldığında Buğday’ın öyküsü olarak da okunabilir. Her ikisi de eksik veya yanlış değil. İkisini birbirinden ayırmak güç olduğundan…

Doğuş
Victor Ananias 21 Mayıs 1971 yılında Zürih’te dünyaya geldi. Annesi Türk asıllı Gülben Sungitay, Babası Şili’li Victor Ananias Selman’dır. Onlar, oğullarını” küçük Victor” manasına gelen Vitito diye çağırırlardı.  Şili’den okumak için Almanya’ya gelen Baba Victor, Almanya’nın Landsut kentinde ortodonti uzmanı olarak açtığı kliniğinde çalışıyordu. Anne Gülben Sungitay ise Türkiye’den Almanya’ya işçi olarak gitmişti. Tanıştılar ve evlendiler.
Vitito, annesinin karnında iken Gülben Hanım rahim kanserine yakalanır ve doktorlar bu hastalıktan kurtulmasının yolunu bebekle birlikte rahminin alınmasında görürler. Ancak Baba Victor bunu kabul etmez. Eşini iyileştirmek ve doğacak çocuğunu korumak için alternatif yollara başvurur.  Nefes egzersizlerine başlarlar ve beslenme alışkanlıklarını değiştirirler ilk olarak. Makrobiyotik temelli bitkisel beslenmeye geçerler ailece. Yaptıkları değişiklik annesinin şifaya kavuşması ile sonuçlanır. Vitito, Zürih’teki alternatif bir tedavi merkezinde dünyaya gelir. Victor’un deyimiyle yaşamdaki mücadelesine anne karnındaki kanserle savaşarak başlamıştır, henüz doğmamış bir bebekken.
Ananias ailesi için bundan sonrası aynı şekilde devam etmeyecektir artık. Yaşamda sadeleşme arayışına girerler. Halen geleneksel üretimlerin, doğanın gücünün kullanıldığı ve takdir edildiği bir düzenin devam ettiği bir köy ararlar. Türkiye bu arayış için uygun bir yerdir.  Beş senelik bir arayışın sonunda 1976 senesinde Bodrum’un Yalıkavak Köyüne, Sülüklü Mahallesine yerleşirler.

Ustalar okulu
Baba Victor burada yerel ustalara tek odalı bir köy evi yaptırır. Evin yapımı sırasında Vitito da henüz 6-7 yaşında bir çocuktur. Bütün gününü bu taş evi yapan ustaları seyrederek geçirmektedir. İnşaatta kullanılan kum tepelerinde, kireç, sıvada kullanılan aktoprak, geren adı verilen dam toprağı ve taş örme şekli ile tanışır. Ustaların deyimiyle, bu çocuk sessiz sedasız bütün gün onları izlemektedir. Her ince ayrıntıyı gözlemlemekte ve kaydetmektedir. Victor’un sonradan yapımını planlayacağı evlerin teknik ve malzeme bilgisi o günlerdeki gözlemlerine dayanmakta. O evde yaklaşık 8 sene yaşarlar.
Aynı yıllarda Baba Victor Yalıkavak tepelerinden birinde Tekdeğirmen olarak bilinen ve o yıllarda dahi terk edilmiş olan değirmeni fark eder. Bu değirmenin neden çalışmadığını sorar köylülere. Köylüler de “artık kimse buğday götürmüyor da ondan” derler. Baba Victor’un konuya yaklaşımı son derece basittir: “biz değirmeni çalıştıralım, onlar getirirler…” Bu yaklaşım oğlu Victor’un da bütün yaşamında takip ettiği bir öğüt gibidir sanki. %100 Ekolojik Pazarların kuruluşu, Bahçe projesi, TaTuTa sisteminin kurulması ve diğer başka birçok Buğday atılımı bu fikirle hayat bulur: “Pazarı biz kuralım insanlar gelip alışveriş ederler…”  Öyle ya, olmayan bir pazar, nasıl bir araya getirsin insanları?
Değirmen alınır. Onarılır. Bir değirmenci usta bulunur. Gerişli Değirmenci Bayram Usta, rüzgarın uygun olduğu günler Geriş’teki evinden sabah 3 sularında çıkar, yürüye yürüye gün doğmadan Tek Değirmen’de olur. Yelkenlerden birini az açar ki köylüler bu işareti görsün, o gün değirmenin döneceğini anlasın diye.
Vitito’nun Bayram Usta’nın yanındaki öğrencilik günleri başlamış olur. Seren direkleri nasıl dönüyor, Bayram Usta rüzgarı nasıl yönetiyor, çarklar rüzgarın enerjisini nasıl değirmen taşına aktarıyor, buğday nasıl un oluyor? Köylüler buğdayı nasıl getiriyorlar? Değirmenci ile köylülerin alış verişinde başvurdukları takas sisteminin kuralları neler? Bütün bu cevapları, henüz sorular oluşmadan anlar Vitito. Vitito’nun çocuk belleğinde yıllar sonra yapacağı yuvarlak yapıların mimari temeline ilişkin bilgi ve deneyimler de o zaman oluşmaya başlar.
O değirmende yapılan unlardan Baba Victor, 80’li yılların başında Bodrum’da açtığı bir fırında tam ekmekler, peksimetler yapar,  bir el arabasıyla ve çıplak ayakla sokak sokak dolaşarak satar. Baba Victor’un sokaklarda yankılanan sesleri “Taaaaaam ekmek, taaaaam ekmek” diye bağırışı, Bodrum’un o dönemine tanık olan herkesin hala kulaklarındadır.
Buğday’ın tam olması gereklidir. Değirmendeki şekliyle, özü yakılmadan öğütülmesi gerekmektedir. Böyle üretilen un, insan bünyesi için şifadır, gıdadır. Oysa özü çıkarılmış, öğütme sırasında yüksek ısı çıkardığı için bütün proteinlerini, vitaminleri kaybeden, kabuğu alınmış beyaz undan yapılan ürünler ise tam aksine hastalık kaynağı oluverir. Buğday, tıpkı insan gibi bozulmaya uğramış, tamlığı alınmış, bu nedenle de hayat vereceğine ölüm saçmaktadır. Buğday ile insan arasındaki bu benzerlik Vitito’yu çocukluk yıllarında etkisi altına alır. Buğday hareketinin adı da o yıllarda atılan bu ilham tohumlarından doğar.

Yaşam zor ilerliyor…
Takvimler 80’lerin ortasını gösteriyor. 1985 yılında baba ile anne boşanırlar. Baba Victor önce Almanya’ya ardından da Şili’ye geri dönmek zorunda kalır. Anne Gülben hanım da Bodrum’dan Fethiye’ye göç eder. Victor, 14 yaşında bir delikanlı olarak Bodrum’da yapayalnız kalır. Bundan sonraki 5-6 yıl içinde Victor hem okuluna devam eder hem de bahçıvanlıktan, miçoluğa; aşçılıktan tur rehberliğine; pazarcılıktan otel müdürlüğüne kadar birçok işte çalışır, ekmek parasını taştan çıkarır. Kazandığı 9 Eylül Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümündeki örenciliğini resmi öğrenme sürecinin kendisi için uygun olmadığına karar vererek bırakır. Bu yaşamındaki bir başka dönüm noktasıdır. Dünyayı tanımak için, sahip olduğu bütün eşyaları bir sırt çantasına doldurarak yola çıkar.

Yollar açılıyor
Bu sürede ara ara Türkiye’ye de dönerek 4-6 aylık seyahatler yapar. İlk olarak babasının yanına Şili’ye gider. Sonrasında Avustralya, İngiltere, Almanya, Hollanda, Belçika, Avusturya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde ekolojik yaşam konusunda çalışmalar yapan çiftlikler, sivil toplum örgütleri, restoranlar, çeşitli kişi ve kurumlarla tanışır, bazılarıyla birlikte işler yapar. Seyahat ettiği süre içinde aşçılık yaparak para kazanır. Daha sonra da birkaç kere gideceği İskoçya’daki ekoköy Findhorn’da uzun süre mutfağı yönetir ve Findhorn yönetiminden orada yerleşmesi için teklif alır. Ancak Victor, gittiği hiçbir yerde Türkiye’deki çeşitliliği ve tadı bulamaz, sonunda yine büyüdüğü topraklara Bodrum’a döner.

Buğday hareketleniyor!
Takvimler 1990 yılını gösteriyor. Victor, dünyada ve Türkiye’de kırsal yaşamın ve toplumun bozulmaya başladığını gözlemledikçe içinde yaşamda fark yaratma isteği karşı konulmaz bir hal alır. İşe Bodrum pazarında köylerden topladığı ürünleri sattığı bir tezgah aşarak başlar. Bu tezgahın üzerinde yok yoktur. Gökeyüp çömlekleri, köylerde yapılan peksimetler, bulgurlar, incir kuruları ve daha nice özenle seçilmiş lezzetler. O günleri andığı bir yazısında Victor şöyle der: “Bundan yaklaşık 14 yıl önce Bodrum Pazarı’nda açtığım ilk pazar tezgahında adaçayı, fırınlanmış susamlı incir, Makbule Teyze’nin peksimetleri ve tam pirinç sattığım günlerde, doğal ürünlere ilginin ve bilinçli yaşama isteğinin bugünkü yoğunluğuna gelebileceğini hayal bile edemezdim. İstanbul’da yaşayıp bu kadar çok insanla böylesine yoğun bir tempoda, çok yönlü işler yapacağımı düşünmezdim bile…”.
Buğday’ın pazar tablasının ürünlerini satarken Victor, her bir müşteriye ürünleri, hikayesiyle anlatır. Kim tarafından, nerede, nasıl üretilmiş? Bu ürünlerin doğaya maliyeti ne? Sağlığımıza sundukları neler? Etraflıca bu sorulara yanıt verir. Burada anlar ki yok olan doğa, doğaya saygılı bir üretim biçiminden çok insanların birbiriyle kurduğu ilişkilerdir. Diğer bütün olumsuz olarak nitelendirilen olaylar, bu ilişki kopukluğunun birer sonucudur. Pazar tezgahı, bu ilişkinin kurulabileceği bir noktadır. Victor, burada kurduğu müşteri-pazarcı ve pazarcı-pazarcı ilişkilerindeki gözlemleri ile yeni tespitler yapar. Bu tipte ürünlerin satıldığı bir dükkan açmanın vakti gelmiştir.

Başak Doğal Ürün Dükkanı
Türkiye’nin ilk ekolojik amaçlı açılan dükkanını Victor Bodrum’da Başak adıyla 1991 yılında açtı. O dönemdeki düşüncelerini Buğday Dergisindeki bir yazısında şöyle aktarıyor:
“Pazar tezgahı deneyimim ertesinde, Bodrum’da ilk ciddi ticari atılımım olan Başak Doğal Ürünler Dükkanı ve Natur Cafe’yi açtığımda Türkiye’de ne ekolojik ürünler vardı, ne de böyle bir şeyi arayan ve soran. Benim tanıdığım, bildiğim, Balıkpazarı’nda, zengin bir aktar olan BÜNSA vardı. O zamanlarda gittiğim ülkelerdeki dükkanları, Almanya’daki Reformhaus’ları, Naturkost’ları, İngiltere’de, Belçika’da yaygınlaşmakta olan yerleri gördükçe, Türkiye’deki imkanlarla neler yapılabileceğinin hayalleri ile yanıp tutuşmaya başlamıştım bile.”
Buradan da çok iyi anlıyoruz ki, Anadolu’nun bu yöndeki zenginliği Victor’u her zaman ekolojik yaşam konusunda hizmet aşkı ile yakmıştır. Bu yolculuğun çeşitli safhalarında yanında, bu konuya inançla bağlı insanlar oldu Victor’un. Bu başlangıç noktasında yanında sadece bir-iki kişi vardı. Kendisi de durmadan ürünleri çeşitlendirmek, üreticilerle birebir ilişki kurmak, dükkana gelenleri bilgilendirmekle uğraşıyordu. Yeni bir işin bütün sorunlarını tek başına göğüslüyordu. Çok küçük bir sermaye ile başlattığı Başak Dükkanı iki yıl geçmeden bu yöndeki eğitimleri de bünyesine katarak daha sonra bugün ekolojik yaşam ağını oluşturan hemen herkesi ağırlayan bir mekana dönüşecekti.

Buğday Restoran
Ürün satışını yaşam tarzı eğitimi ile bütünleştirme fikri çevresinde bir restoran ve kültür merkezi açtı. Bodrum’un merkezinde, avlulu eski bir Rum evini yine gece gündüz uyumadan onardı, hazırladı. Tek Değirmen’de öğütülüp un olan buğday taneleri, orada edindiği çocukluk ilhamı, geçirdiği verimli çalışma hayatının deneyimleriyle birleşince, aynı isimle yeşeriverdi.  “Buğday Vejetaryen Restoran ve Kültür Merkezi” kapılarını 1992 yılında hizmete açtı. Bu mekanı işletirken işin başında yine yalnız kendisi vardı. Ancak destek konusunda yalnız da değildi.
Victor, o günleri şöyle anlatır: “… en büyük desteği, ürünleri ve bilgiyi çevredeki köylülerden, o dönem BÜNSA’nın başında olan, şu anda Beşiktaş’ta Kırk Ambar’ı işleten Bahri Kılıç’tan, sevgili Müheyya İzer’den, idealist babamdan, yakın birkaç dost ve Bodrumlu ilk müşterilerimden aldım.”
Bundan sonra ekolojik yaşam tohumları atılabilirdi. Tohumların yeşereceği uygun ve verimli bir tarla vardı artık. Buğday Restoran, o yıllarda basılan birçok turist rehberinde, örneğin meşhur Lonely Planet’te bile yer aldı. Açık kaldığı süre boyunca yüzlerce kişinin ziyaret ettiği bir mekan oldu. Bu ziyaretlerin hiçbirinden eli boş çıkmadı insanlar. Her bir konuşmaya enfes ve esenlik dolu bir tat eşlik etti. Mutfağın kutsallığını keşfetti insanlar. Birbirlerine fiziksel bağlarla bağlanmanın ötesinde duygu bağları ile de bağlandılar. Onlarca toplantı yapıldı. Yüzlerce ortaklık, işbirliği kuruldu. Sayılarla ifade edilemeyecek kadar çok insan birbirini burada tanıdı. Bugün Buğday Hareketini ayakta tutan kişilerin hemen hepsinin Buğday’la ilişkisi Buğday Restoran’da başlamıştır.

Buğday’dan Haberler…
Buğday Restoran’ın mutfağında sevgi ile pişerek sofraya gelen tam pirinç tarifini isteyenlerin sayısı gittikçe artınca, 1998 yılında Victor, bu tarifleri tek tek anlatmaktan yorulduğu için bir dergi çıkarmaya karar verir. Öceleri el yazısı fanzin olarak çıkan Buğday bülteni, ardından basılmaya başladı. Devam eden yıllarda Türkiye’ni ilk ve o dönemde tek Ekolojik Yaşam Dergisi olarak yayımlandı. Buğday Dergisi, yayımlandığı 10 yıl içinde yaşamın her alanına ekolojik bir perspektiften baktı, tasarımı, hazırlanış biçimi, kağıdı, boyası ve dağıtım şekli ile, bizzat kendi varoluşu ile ekolojik yaşamın en güzel örneklerinden birini sundu ve abonelerine, okuyucularına ilham verdi. Victor, fikirden üretim aşamalarına ve son ürününe, hatta pazarlama stratejisinden ekonomik modeline kadar her noktasını tasarladığı Buğday Dergisi fikrini yaşama geçirdiğinde en doğru ekibi kurmayı başarmıştı. Gazeteci Oya Ayman yayın koordinatörü ve büyük dergilerin kreatif direktörü Lalehan Uysal’ın ellerinde Buğday Dergisi uzun süre türünün tek örneği olarak devam etti.

Ah güzel İstanbul!
Buğday Restoran dostlarından Canan Orhun, Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nda çalıştığı dönemde vakfın İstanbul’da açmayı düşündüğü doğa konseptli dükkanı için Victor’a akıl danışır. Nitekim böyle bir dükkanı kurabilecek Victor’dan daha uygun bir kişi de yoktur. Galatasaray Lisesi’nin yakınında bir yer kiralanır ve Victor bu mekanın tasarımından, ürün gamına; menüsünden ekibine, ürünlerini tedarik zincirinden pazarlama stratejisine kadar her aşamasını tasarlar. Nuh’un Ambarı, Victor’un dolayısıyla da Buğday Hareketinin İstanbul’a ayak basışının ilk noktası olacaktır. Bodrum ve İstanbul arasında önceleri gidip gelmeye başlayan Victor için bu bol seyahatli yaşamı sürdürmesi gittikçe zorlaşır ve 1999 yılında Buğday Restoran kapanır ve Victor tamamen İstanbul’a taşınır. Kendini ve emeğini Buğday’ın ekolojik yaşam felsefesini, önerdiği uygulamaları daha geniş tüketici kitlelerine ulaştırmaya, böylesi bir yaşamın her türlü altyapısını oluşturmaya, bu yönde iletişimler kurmaya verir.
Nuh’un Ambarı, İstanbul’da birçok insanı bir araya getiren bir mekan haline gelmiştir çoktan. Bugün Marmariç’te temelleri atılan ekoköy girişiminin ilk tohumlarının atıldığı Kuzguncuk Komününü kuran kişiler Nuh’un Ambarı’nın birleştirici atmosferinde bir araya gelirler. Birçok toplantı, kişi ve grup bu mekanda bir araya gelir.  Aynı dönemde çeşitli girişimciler tarafından, Victor’un danışmanlığında Türkiye’nin birkaç noktasında; Kuşadası’nda, Adana’da, İstanbul – Yeşilköy’de Buğday dükkanları açılmaya başlar. Ancak dönem gereği konulara yaklaşım henüz olgunlaşmamış olduğundan dükkanlar uzun ömürlü olmazlar.
Ne yazık ki Nuh’un Ambarı da bir süre sonra yürütülemez hale gelir ve vakıf tarafından kapatılma kararı alınır. Bundan sonraki dönemde Victor ve Oya, oğulları Ali’nin 2000 yılında dünyaya gelmesinden kısa bir süre önce Bodrum’da yaşamayı tekrar denedilerse de şartlar İstanbul’a geri dönüşü gerektirir. Bodrum’daki bu kısa sürede Buğday, Bodrum pazarında yeniden bir tezgah açar ve bu tezgahta bugün %100 Ekolojik Pazar’ların koordinatörü olan Batur Şehirlioğlu durmaktadır.

Kitleleri harekete geçirecek bir tüzel kişilik
Buğday Dergisi döneminde Victor bir yandan derginin vizyonunu oluşturan konuların peşinden koşturuyor, bir yandan insanlara kendi yaşamıyla örnek oluyor, diğer yandan da Türkiye’de doğa dostu bir üretim biçiminin taraftarlarını üretmeye çalışıyordu. Bodrum’da başlayan hareket gittikçe büyümekte, taraftar toplamaktadır.
Victor, ekolojik tarımın önünün açılması, engellerin kaldırılması için yapılacak çalışmalar için ilk adımları atar. 1999 yılında Bafa’da  ilk iç pazar toplantısının çağrısını yapar ve o dönemde konunun bütün taraflarını bir araya toplar. Bundan sonraki 4 senelik dönemde, ekolojik ürün toptancılığından, kutu projesine,  doğal ürün noktalarından Buğday dükkanlarına kadar birçok konuda ilk modelleri oluşturur. Bir yandan uygulamadaki modelleri hayata geçirirken, diğer yandan bilgilendirme çalışmaları, resmi kurumlarla ilişkiler devam etmektedir. Victor’un ve etrafındaki bir avuç insanın bu yönde verdiği çabalar için artık toplum temelli bir kuruma ihtiyaç olduğu aşikardır. Önce bir vakıf kurmaya karar verildiyse de o gün için dernek tüzel kişiliğinin daha doğru olduğuna karar verilir.

Yeni bir tohum: Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği
12 Ağustos 2002 tarihinde Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği resmen kurulur. Artık çalışmalar için gerekli toplumsal desteğin alınabileceği bir kurum vardır. Bir yandan Buğday Dergisi yayına devam ederken dernek de yeni projeler üretmeye başlar.

TATUTA
Victor, Buğday Restoran zamanında, öncelikle Türkiye’deki ilk ekoköy girişimi olan Hocamköy sakinleri için kırsal yaşam turu düzenlemişti. Onun rehberliğinde, köylere gitmişler, kerpiç karmışlar, sepet örmüşlerdi. Victor’un kendisi de köylerde bir ziyaretçi olmanın ne demek olduğunu, hem ziyaretçi için hem de köylü için bunun ne anlama geldiğini çok iyi biliyordu. 2003-2004 yıllarında bütün Türkiye’de bir kırsal turizm modeli olarak uygulanabilecek bir projeyi tasarladı. Ekolojik TaTuTa, uzun adıyla Ekolojik Tarım Çiftliklerinde Turizm ve Bilgi, İşgücü ve Deneyim Takası Projesi, Birleşmiş Milletler GEF Küçük Destek Programı tarafından desteklendi. Proje hem medyada hem de etki olarak büyük ses getirdi. BM birçok projesi içinden örnek vaka olarak TaTuTa projesini gösterdi. Dünyada da birçok başka derneğe ilham olan TaTuTa 2005 senesinde Skal International tarafından uluslar arası turizmde yaratıcılık ödülüne layık görüldü.

İstanbul’da ekolojik şehir bahçesi
Cumhuriyetköy’de Buğday üyesi Hakan Kök tarafından Buğday’a tahsis edilen bahçenin İstanbul’da yaşayan ve sağlıklı gıdaya ulaşmak isteyen insanlar için üretime kazandırılması fikrini ortaya çıkaran Victor, Buğday Derneği’nin bir projesi olarak hayata geçirdi BAHÇE’yi. İstanbul gibi bir metropolde bile şehre çok yakın köylerde halen üretim yapıldığını anlattı insanlara. İki senelik çalışma ile bir model olarak ortaya konan  BAHÇE, Türkiye’deki ilk şehir bahçesi, ilk sistemli kutu projesi ve ilk toplum destekli tarım projesidir. Bu proje, Buğday’ın koordinasyonunda olmasa da, kurulan sistem halen devam etmekte, örnekleri ise Türkiye’nin değişik noktalarında uygulanmaktadır.

Pazardan aldım bir tane, eve geldim bin tane!
Yapılan bütün çalışmalar, hayata geçirilen uygulamalar ekolojik iç pazarın oluşması ve nihai amaç olan toprağımızı ve sağlığımızı koruyan, ait olduğumuz bütünü koruyan tarım biçiminin gelişmesi ve genişlemesine yeterli olmuyordu. Pazarı gerçekten oluşturacak, tüketici ile üreticiyi mümkün olan en adil koşullarda bir araya getirecek, bunu yaparken ürünlerin ve üreticilerin hikayelerinin de paylaşıldığı bir ortam tasarlamak gerekiyordu. Victor’un üretici-tüketici ilişkilerini ilk gözlediği yer olan pazar halen en uygun modeldi. Böylece Victor, ekolojik yaşam felsefesine yakışan bir halk pazarının kurulması için çalışmalara başladı. İlk hayalinin kurulduğu yıldan 3 sene sonra 2006 yılında Türkiye’nin ilk ekolojik pazarı Şişli’de açıldı. Aradan geçen zamanda sadece pazarların sayısı artmakla kalmadı, bu konuya ilgi gösteren Belediyelerin de sayısı arttı. Hatta sadece pazar kurma hevesiyle başka sivil toplum kuruluşları kuruldu.
Victor Ananias’ın tasarladığı ve Buğday Derneği’nin kurduğu pazarlar ekolojik ürünlerin satıldığı yerlerin çok ötesinde, ekolojik yaşam konusunda bir üretim ve paylaşım ortamı haline geldi. Sadece ürünlerin değil, bu yönde fikirlerin ve ideallerin de paylaşıldığı, toplantıların ve birçok etkinliğin yapıldığı mekanlar haline geldi.

Kırsala dönüş
2006 yılında ilk %100 Ekolojik Pazarın kurulmasından hemen sonra Buğday Ekibinin bir bölümü Buğday’ın çalışmalarının bir kısmını kırsaldan yürütme ve kırsal bir yaşamın temellerini atmak üzere Kazdağları’na yerleşme kararını verdi.  Erkan Alemdar ve Güneşin Aydemir ile birlikte Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi fikrini geliştiren Victor, bu bölgede yerleşme niyeti olan aileler ve Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi için ekolojik prensiplerde inşa edilen binaları tasarladı ve yapım koordinasyonunu üstlendi. Ekolojik yaşam için yapılacak eğitimlerin yönünü belirledi, eğitimlerde bizzat rol aldı.
Burada eşi Güneşin ile birlikte, zeytinlikleri içinde inşa ettiği YuvarlakEv’de ve Bahçedere Köyü’nde kiraladıkları evde yaşadı.  Yuvarlak Ev, doğanın sınırlarındaki yaşamın bütün öğelerini en minimal düzeyde gerçekleştirebildiği ve “yaşama şansı elinden alınmış son derece lüks bir yaşamın” simgesiydi.

Büyük tohumlar ve küçük tohumlar
Victor Ananias, kısa yaşamı içinde ekolojik yaşam konusundaki eşsiz fikirlerini ve vizyonunu irili ufaklı bir çok proje tohumu içinde paketlemiş ve Buğday’la yarattığı bereketli tarlaya hesapsızca savurmuştur. Bu tohumlar arasında tohum ağının kurulması, uluslar arası iletişimlerle başta Avrupa Birliği olmak üzere ilginin Türkiye’ye çekilmesi, Buğday Derneği’nin Brüksel’de bir temsilcilik açması gibi önemli adımlar vardır.
Victor, aramızdan ayrılışına kadar aktif olarak Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüttü. Victor’un Buğday’ın uluslar arası ortaklık ettiği kurumlarda aldığı yönetsel sorumluluklarını şöyle sıralayabiliriz:

  • IFOAM – Avrupa Bölümü Yönetim Kurulu Üyesi
  • IFOAM – İyi Yönetişim Görev Grubu Üyesi
  • EEB – Yönetim Kurulu Üyesi
  • ECEAT Genel Sekreteri

Her son yeni bir başlangıç…
Victor Ananias, 3 Mart 2011 günü, uzun bir aradan sonra ziyaret ettiği annesinin Faralya’daki evinde yaşama veda etti. Ruhu Şad Olsun.