Televizyon

Geçen hafta bu köşe ile ilgili yazılı ve sözlü birçok olumlu yorum aldım, hoşuma gitti; umarım herhangi bir olumsuz durum da bu hafta aldığım güzel yorumlar kadar kolay ulaşır, yön verir bize her zaman.

Dün akşam çok sevdiğim bir arkadaş ailesini ziyarete gittim, yeni bir bebekleri var dört buçuk aylık. Gidiş amacım bebekle, arkadaşlarımla vakit geçirmek, günün yorgunluğunu ve yoğunluğunu sakin, huzurlu bir akşam ile noktalamak ve bu arada bir iki konuyu konuşmaktı onlarla.

Gittim, Melek son gördüğüme göre çok büyümüş, ev tam istediğim gibi sakin idi, kucağında bebeği ile annenin yanına oturdum, bebeğin mimiklerini izledim; şimdi bir ay öncesine göre çok daha fazla iletişim kuruyor, etrafındakilerle ilgileniyor. Güzel vakit geçirdim fakat iki saat sonunda pilim bitmişti, bu evde normalde pek rağbet görmeyen televizyon açıktı ve ben hiçbir şeye tam konsantre olamamıştım. Televizyonda ne olduğunu anlamadığım ve aslında hiç ilgilenmediğim halde dikkatimi çekmişti durduğu yerde içinden çıkan görüntü ve sesleriyle.

Sonuçta konuşacaklarımı da unutup çıktım evden iki saat sonra. Düşündüm, alışılabilir mi bu teknolojik harikaya acaba ve gerçekten fayda sağlıyor mu topluma bu kadar yaygın kullanılan ve her evin baş köşesinde duran bu alet. Eminim bizim evimizde hiç olmadığı için dikkatimi daha çok çekiyordur ama yine de sürekli seyredenleri de hiç etkilemediğine, pasifize etmediğine inanamıyorum şu an. Bence televizyon, kontrol altına bir an önce almamız gereken, kendi kararımızla bizi edilgen, eylemden, hayalden, aşktan uzak tutan ciddi bir zaman tüketim aracı.

Bence şu anki kullanım şekliyle faydasından çok şikayet ettiğimiz ve parçası olmamak için çaba verdiğimiz duyarsızlığı destekliyor. Televizyonu olanların yaşamında bu alet ile ilişkisini yeniden düzenlemesi aile açısından, birey açısından iyi bir “kendinden başlama” yolu olabilir, tabii kazanılan zaman ve enerjiyi üretken, mutlu kılacak adımlarla doldurarak.

21 Aralık 2004